İçeriğe atla

TurkDiliEdebiyati.Net

  • Türk Edebiyatı Dönemleri
    • Batı Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı
      • Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı
      • Milli Edebiyat
      • Fecr-i Ati Edebiyatı
      • Servet-i Fünun Edebiyatı
      • Tanzimat Edebiyatı
    • Halk Edebiyatı
      • Anonim Halk Edebiyatı
      • Aşık Edebiyatı
      • Tasavvuf Edebiyatı
    • Divan Edebiyatı
    • İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı
  • Edebi Türler
    • Şiir
      • Edebi Sanatlar
      • Nazım Biçimleri (Şekilleri)
    • Roman
    • Kitap Özetleri
    • Hikaye (Öykü)
    • Tiyatro
  • Biyografiler
  • Dünya Edebiyatı
  • Edebi Akımlar
  • Edebiyat Tarihi
  • Türk Dili / Türkçe Dil Bilgisi

Kategori: Tanzimat Edebiyatı

Tanzimat Nedir

“Tanzimat,” kelimesi, sözlükte “düzenlemek, sıraya koymak, ıslah etmek” anlamına gelir. Tanzimat literatürde ise “mülki idareyi düzeltme ve yeniden organize etme” anlamında kullanılır ve bu düzenlemelerin yapıldığı dönemi nitelendirir. Günümüzde yapılan araştırmalar, Tanzimat’ın temel icraatlarının, özellikle 3 Kasım 1839’da ilan edilen Gülhane Hatt-ı Hümâyunu (Tanzimat Fermanı) ile başladığını ve 1830 yılına kadar uzandığını göstermektedir. Ne zaman sona erdiği konusunda ise çeşitli görüşler vardır; ancak genel olarak, 1878’de Meclis-i Meb‘ûsan’ın kapatılmasıyla dönemin sona erdiği kabul edilmektedir.

Tanzimat Edebiyatı Döneminin Başlaması

Edebiyat tarihinde önemli bir döneme adını veren Tanzimat edebiyatı, Şinasi‘nin liderliğindeki yenileşme hareketiyle başlar. Tanzimat’ın ilk belirgin eseri olan Şinasi’nin kaleme aldığı “Şair Evlenmesi” adlı oyun, 1859’da yazılır ve 1860 yılında tefrika olarak yayınlanır. Aynı dönemde, Batı’dan yapılan ilk şiir tercümelerini içeren “Tercüme-i Manzume” 1859’da ortaya çıkar. Türk edebiyatının evriminde önemli bir kilometre taşı olan bu yıl, aynı zamanda ilk yerli ve özel gazetenin yayın hayatına girişiyle ve Fransız yazar Fénelon’un “Telemak” adlı romanının Türkçe çevirisiyle de anılır. Bu sebeplerle Tanzimat’ın edebiyat sahnesindeki başlangıç yılı, farklı görüşlere göre 1859 veya 1860 olarak kabul edilir.

Tanzimat dönemi edebiyatı, Şinasi ve Agâh Efendi’nin birlikte çıkardıkları “Tercüman-ı Ahval” gazetesiyle resmi olarak başlar ve çeşitli görüşlere göre 1876’daki Birinci Meşrutiyet’e, 1895’te Servet-i Fünun edebiyatı‘nın başlangıcına ya da 1908 yılındaki İkinci Meşrutiyet’in ilanına kadar devam eder. Bu edebiyat akımında yer alan aydınlar, eserlerinde siyasal ve toplumsal yenilikleri savunurken, eskiyi ve eski yaşam biçimlerini eleştirirler. Halkı gelecekte yapılacak siyasal ve toplumsal düzenlemelere hazırlamak, çağdaş uygarlık değerlerini benimsetmek amacıyla gazetecilik, onların önemli bir aracı olur. Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa, Ali Suavi, Ahmet Mithat Efendi gibi aydınlar, gazetecilik uğraşının öncü isimleri olarak ön plana çıkarlar.

Tanzimat edebiyatı, yapılan siyasal düzenlemelerin içinde toplumun her kesiminde bir yenileşmeye inanan bir kuşağın eseri olarak ortaya çıkar. Bu kuşak, Batı kültür ve edebiyatlarına hakim olan ve bu anlayışla büyümüş bireylerden oluşur. Tanzimat edebiyatı dönemi, bu kuşağın farklı edebî ürünleriyle şekillenir, bu dönemdeki yazarlara ve şairlere de “Tanzimatçı” adı verilir. (Özdemir, 1991, s. 130).

Tanzimat edebiyatı, kendine özgü belirli kuralları, ilkeleri veya yöntemleri içermemekle birlikte, temelde siyasal ve toplumsal alanda gerçekleşen Batı tarzı yenileşme çabalarını ifade eden bir kavramdır. Bu nedenle, farklı özellik ve edebi akımlardaki ürünleri de içermektedir.

Tanzimat, genel anlamda bir “dışa dönüş” ve “dışa açılış” hareketidir. Bu yaklaşım, yeni değer ve kavramları beraberinde getirerek eski edebiyatın düşler ve masallar evreninden insanların gerçek yaşam evrenine geçişini sağlar (Özdemir, 1991, s. 133). Divan edebiyatında pasif ve içe dönük bir şekilde var olan bireyin aksine, Tanzimat edebiyatında etken, katılımcı ve varlığını belli eden bir insan tipi ön plandadır.

Tanzimat döneminin yazarlarına göre, Avrupa edebiyatı, taklit edilmesi gereken tek edebiyattır. Ahmet Mithat, “Yirmi otuz senedir muvaffak olduğumuz terakkiyatı lisaniyye ve edebiyeyi Avrupa’yı taklit ile peyda eylediğimizi” ifadeleriyle, edebiyat ve dil gelişimimizin Avrupa edebiyatıyla olan yakın teması sayesinde olduğuna inanmaktadır. Şiir ve roman dışındaki düzyazı türleri de Tanzimat edebiyatıyla birlikte gelişir ve yaygınlaşır. Namık Kemal, 1884 yılında yazdığı Celâl adlı eserinin önsözünde siyasal makale, roman, tiyatro gibi edebî türlerin Tanzimat’tan sonra ortaya çıktığını belirtir.

Roman konusunda Namık Kemal, “Roman kısmını yeni çıkmış saydığımıza şaşılmasın. Eski eserler arasında İbretnüma, Muhayyelat, Aslı ile Kerem gibi bir takım hikâyeler vardı. Bizim hikâyelerimiz, tabiat ve gerçeğin dışında olan ahlak anlatımı, yaşam açıklaması, duygu incelemesi gibi gerekli unsurlardan yoksun olduğu için roman değil, kocakarı masalı çeşidindendir” şeklinde bir görüş belirtir.

Bu dönemde, Yusuf Kamil Paşa tarafından Fénelon’un Télémaque’ı “Telemak” adıyla 1862-1869 yılları arasında dört bölüm halinde, Victor Hugo’nun Les Misérables adlı eseri “Mağdurin” adıyla 1862 yılında, Ahmet Lütfi tarafından Arapçasından çevrilen Robinson Crusoe “Hikaye-i Robenson” adıyla 1864 yılında, Recaizade Ekrem tarafından çevrilen Chateaubriand’ın Atala’sı “Hikaye-i Hikkemiyye-i Mikromega” adıyla yayınlanır. Ayrıca, Süleyman Tevfik El-Hüseyni tarafından Lesage’ın Le Diable Boiteux’sü “Topal Şeytan” adıyla çevrildi ve yayınlandı.